BİZ, SABİR (TR)

BİZ, SABİR.

 

Politik olarak son iki yıl oldukça zordu. Birbirini izleyen pek çok terörist saldırıya tanık olduk. Dehşete kapılmak nasıl bir şeydir bilir misiniz? Sırf bu yüzden alışkanlıklarınızı ve rutininizi değiştirmeyi? Babanızın İtalyan Konsolosluğu tarafından sürekli aranarak kendisine “Kızınız nerede? Kendisi iyi mi?” şeklinde sorulmasını?

 

Şimdi bana sorabilirsiniz: bu yazı doğaçlama ile ilgili değil miydi? Bu kadın neden bahsediyor?

 

4 yıl önce İstanbul’a taşındığımdan beri, hayata bakış açım değişti. Nihayetinde doğaçlamaya bakış açım da. Biz burada -İstanbul’da-  dinleri, mezhepleri, kültürleri, dilleri, aksanları, geçmişleri, yetenekleri ve ihtiyaçları farklı neredeyse 20 milyon kişiyiz. Eğer bu harika ağ ile bütünleşmek istiyorsanız, çeşitliliğe ve farklılığa yönelik uygun bir duyarlılık geliştirmeniz gerekiyor. Bu da çeşitlilikleri ve farklılıkları dinlemekle, kabul etmekle ve tamamlamakla oluyor.

 

Bir gün, değerli arkadaşım Enrico D’Agata beni aradı. “Martina, biliyorsun dün yine bir saldırı oldu. Bu defa Paris’te. Biz artık bunu görmezden gelemeyiz. Bir şeyler yapmamız lazım.” İşte SABİR fikri Enrico’nun aklında böyle oluştu.

 

SABİR basmakalıp inanışları, kısıtlamaları, kültürel ve dilsel bariyerleri yıkacak olan hikayeyi anlatmak için kullandığımız bir araç. SABİR, herkesi kapsayan, görünüşte bizi ayıran ama aslında bizi yakınlaştıran ve birbirimize bağlayan  sosyo-kültürel meseleleri keşfettiğimiz bir platform.

 

SABİR, şimdilik Roma’dan Assetto Teatro, İstanbul’dan ben ve AZOT ve Barcelona’dan Planeta Impro tarafından oluşturulan ve ileride daha da büyüyecek Akdeniz Doğaçlama Kollektifi’dir.

17358550_398868490484167_5073397929338169912_o

SABİR benim, SABİR sensin. Hepimiz bunun içindeyiz ve hepimiz sorumluyuz.

 

SABİR ile ilgili kendi aramızda pek çok defa konuştuk. Görüntülü aramalarla, e-postalarla, paylaştığımız belgelerle, beyin fırtınalarıyla, provalarla, labaratuvarlarla… En başında hepimizin aklında tonlarca soru, şüphe ve korku vardı, hepimiz korumasız ve aynı zamanda meraklıydık. Tabi hepimiz istekliydik de. Daha sonra Mart ayında Roma’da buluştuk. İlk defa. Ve büyü başladı.

 

Birbirimizi tanımaya başladık. Bu da hepimiz için en doğal olan şeyle oldu: Ortak dilimiz olan doğaçlamayla.

 

Hi, I speak impro and you?

Ciao Io parlo Impro e tu?

Merhaba, ben doğaçlama konuşuyorum ya sen?

Hola, Yo hablo Impro, y tu?

 

Birbirimizden bir şeyler öğrenmeye, yaratıcı anlarımızda kullandığımız kültürel kodlarımızı ve dil oyunlarımızı paylaşmaya hazırdık. Buluştuğumuz ilk andan itibaren hepimiz çok rahatladık. İşte insanlar fark yaratabiliyor.

 

Eğer sizi daima kollayan bir Papo’nuz, sizi ölesiye güldüren Stefano’nuz, harika önsezi yetenekleriyle sizi büyüleyen Barbara ve Chiara’nız, olağanüstü yaratıcılığı ve şık mizahıyla sizi hayret ettiren Alessandra ve Giulia’nız, her defasında sahnede harikalar yaratan Michele’niz, kulağımız ve sesimiz olan çok yetenekli Daniele’niz ve gitarı varsa hep beraber çalışmanın zevkini alabiliyorsunuz.

 

Tabi Francesca ve Enricao’yu unutmadım. SABİR deneyimimiz boyunca bizi Roma’daki evlerinde misafir ettiiler. Koca yürekleri ile şu ana kadar tanıdığım en tatlı insanlar. İnsanlar fark yaratabiliyor demiştim. Her biri bizim için çok özel insanlarla; deneyimimizi daha da tatlılaştıran ve derinleştiren, alçak gönüllü doğaçlama tiyatrocularla tanıştık.

 

Her gün bir bütün olarak potansiyelimizi keşif için laboratuvardaydık. Farklı dillerle aynı hikayeyi anlatmak için etkileşimimiz üzerine çalıştık. Uyum ve hikaye anlatımı için farklılıklar içinde köprüleri nasıl kuracağımız üzerine çalıştık. Sanki Antik Yunan’daki korolar gibi, fiziksel boyutluluğu kullanan topluluğun gücüne daha da önem verdik. Bu güç bazen müzikale, bazen de kesişen melodilerin, zengin harmonilerin ve nabız gibi atan çokluritimlerin oluşturduğu vokal korolara dönüştü. Hikayelerimiz birbirleriyle kur yaparken karıştı, bazen çatıştı ama her zaman birleşmek için bir yol buldu. Çünkü sonunda hepimiz birbirimizi sandığımızdan daha çok anladığımızı fark ettik. Hepimiz oradaydık. Çıplak, açık ve narin, anın akışına kendimizi kaptırmaya hazır. Hepimiz aynı dili konuşuyor olsaydık, inanın aynı sonucu alamazdık. Konfor alanımızdan çıkmamız da dinleme ve duyumsama potansiyelimizi artırmamızda bize yardımcı oldu. Seyirci de duygusal olarak bu akışa katıldığında anladık ki, sadece dil odaklı iletişime gereğinden fazla değer biçiliyor.

    

Biz doğaçlama tiyatro konuşuyoruz, ya siz?

Biz SABİR konuşuyoruz.

 

Aslında SABİR de kelime anlamı olarak, Akdeniz limanlarının 19. Yüzyıla kadar kullanılanin ortak dili, lingua franca’sı.

 

Merhaba. Ben Martina, ben bir İtalyan’ım ama bunun pek bir önemi yok. Pek çok şeyle meşgulüm ve bunlardan biri de AZOT ile beraber çalışmak.

 

Alçak gönüllü, doğaçlama tiyatroya odaklı, her zaman yeni şeyler öğrenmeye aç, olumlu ve çok sosyaller. Her zaman yaptıkları işlerle kendilerini şaşırtmayı hedefliyorlar. Sizlere hayatlarının ve kalplerinin kapıları her zaman açık. Bazen ellerinde fazla bir şey olmasa bile paylaşmaya her zaman hazırlar. Kendileri ile çalışmak benim için bir zevkti. AZOT ile ayrıca yeni formatımızı da yurt dışında sergilediğimiz için çok mutluyduk: Karnavallaturca. Türkçe, İngilizce ve Cıbırca oynadığımız bu şovda seyircilere Türkçe öğretme fırsatımız bile oldu. Osmanlı kültürüne uygun olarak çıktığımız sahnede, hem Türk kültürünü tanıttık, hem de stereotip eleştirilerimizle seyircide farkındalık yarattık.

17310149_10155131552782311_4002632847483135406_o

(Bu arada AZOT’ta benim için çok özel birisi var. Sevgili eşim Kıvanç. İtalyanlarca bilinen adıyla Ciro)

 

Ama ben Türkçe’yi anlamıyorum.

Benim İngilizcem çok kötü

Ay onlar müslüman mı?

Türkiye’de çöl var mı?

Hepinizin fosur fosur sigara içtiği doğru mu?

Politik sınırlar olmadan doğaçlama yapabilir misiniz?

Biz birbirimizle nasıl anlaşabiliriz?

Günlük hayatınız normal mi?

Kendini güvende hissediyor musun?

Ülkenle ilgili ne anlatmak istersin?

Ne kadar şiirsel bir dil, her şeyle ilgili bir deyiminiz var.

Kebap dışında bir şey yiyor musunuz?

17390442_400149307022752_542843548717436055_o

 

Ve ben? Ben herkesten daha çok duygulandım. Çünkü SABİR benim için çok şey demek. Kendimi bir köprü gibi hissettim.

Merhaba! Ben bir köprüyüm.

Kültürel ve dilsel bir köprü. Boğaç Köprüsü’nün kendisi.

Avrupa ve Asya arasında

Maşallah!

 

Tamam burada kesiyorum. Her zaman saf biri olmuşumdur, ne yapabilirim? Beni böyle yaratmışlar. Her anın tadını çıkarmak ve önyargısız yaşamak istiyorum.

 

Peki ya şimdi?

Şimdi SABİR üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hala son buluşmamızın duygu yoğunluğunu hissediyoruz. Şimdiden gelecek için turneler programlıyoruz. İnsanlara fikirlerini soruyoruz. Materyal hazırlıyoruz. Yolumuzu çizmeye çalışıyoruz.

 

Doğaçlama tiyatro dünyayı değiştirebilir mi?

Biraz abartıyor muyum?

Sonunda hepimiz aynı değil miyiz?

SABİR hepimizi içine almayacak mı?

 

Martina Francesca Pavone Özdemir

Kamil Kıvanç Özdemir

CLICK HERE FOR THE ITALIAN VERSION!

FOLLOW SABIR ON FACEBOOK!

17349676_10154671606003853_4173012462216843414_o


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s